Deprem

deprem deprem deprem deprem

Deprem Türkiye’nin Kaderini Yazan Yer Sarsıntıları İle Dolu kuzey anadolu fay hattının geçmişi yıkımlar ile dolu bilançosunun korkunç gerçeğidir. deprem de yitirilen canlar ile milyarlarca Türk lirası Maddi Zararlar Sürüp Gitmiştir. yıkılan şehirlere yeni şehirler yapılarak yaralar sarılmaya çalışılmıştır yıllardır.

Türkiye'nin 510 yıllık deprem tarihi

Ankara

Türkiye’nin bulunduğu coğrafya, 1500’lü yıllardan itibaren farklı zamanlarda 7 ve üstü büyüklüğünde 23 depremle sarsıldı.

Sismik açıdan oldukça aktif bir ülke olan Türkiye, Avrasya-Arap-Afrika levhası arasında yer alıyor. Türkiye, sınırları içerisinde Kuzey Anadolu Fay HattıDoğu Anadolu Fay Hattı ve Batı Anadolu Fay Hattıyla deprem kuşağında bulunuyor.

Uzmanlar, “Türkiye nüfusunun yüzde 60’a yakınının, faal olan ve zarar verebilen deprem alanları üzerinde yerleştiği”ni ifade ediyor. Bundan dolayı Türkiye’deki binaların kentsel dönüşüm projesi kapsamında depreme dayanıklı yapılması hedefleniyor.

AA muhabirinin derlediği verilere göre, uzmanlarca büyüklüğü 7 ve üstü olan depremler “tehlike” arz ediyor.

Bu kapsamda Türkiye’de 10 Eylül 1509’da 7,2 büyüklüğünde “Büyük İstanbul Depremi”, 23 Şubat 1653’de 7,5 büyüklüğünde “Doğu İzmir Depremi”, 17 Ağustos 1668’de 8 büyüklüğünde “Anadolu Depremi”, 10 Temmuz 1688’de 7 büyüklüğünde “İzmir Depremi”, 3 Nisan 1881’de 7,3 büyüklüğünde “Sakız Adası Depremi” ve 10 Temmuz 1894’te 7 büyüklüğünde “İstanbul Depremi” oldu.

1900-1939 yılları arasında ise 9 Ağustos 1912’de 7,3 büyüklüğünde “Mürefte Depremi”, 18 Kasım 1919’da 7 büyüklüğünde “Ayvalık Depremi” ve 7 Mayıs 1930’da 7,6 büyüklüğünde “Hakkari Depremi” meydana geldi.

1939-2018 yılları arasında Erzincan, Erbaa, Ladik, Gerede, Yenice, Fethiye, Abant, Manyas, Gediz, Muradiye, İzmit, Düzce ve Van depremleri yaşandı.

1939-2018 arasında 7 ve üzeri 14 büyük deprem oldu

İlk olarak 27 Aralık 1939’daki 7,9 büyüklüğünde “Büyük Erzincan Depremi”nde yaklaşık 33 bin kişi hayatını kaybetti, 100 bin kişi yaralandı ve 116 bin civarında bina yıkıldı. Erzincan depremi, dünyada meydana gelen büyük depremlerden biri olarak sayılıyor.

Bu deprem, Türkiye sınırları içerisinde yaşanmış en büyük sarsıntı oldu. Bu depremle birlikte ilk defa Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın varlığı anlaşılmaya başlandı ve Türkiye’de depremle ilgili konular ele alındı.

Tokat Erbaa’da 1942’de 7 büyüklüğünde meydana gelen depremde 3 bin can kaybı yaşandı.

Samsun’un Ladik ilçesi yakınlarında 26 Kasım 1943’te “Ladik Depremi” meydana geldi. 7,2 büyüklüğündeki geniş bir alanı etkileyen depremde 4 bin insan yaşamını yitirdi, binlerce kişi yaralandı ve binaların yüzde 75’i yıkıldı.

Bolu Gerede’de 1944’te 7,5, Çanakkale Yenice’de 1953’te 7,2, 1957’de Muğla Fethiye’de ve Bolu Abant’ta 7,1, Manyas’ta 1964’te 7 büyüklüğünde çeşitli depremler meydana geldi.

Türkiye tarihinin büyük depremlerinden “Varto”

Muş’un Varto ilçesinde 19 Ağustos 1966’da 6,9 büyüklüğünde deprem yaşandı. Bu deprem, ülke tarihinde büyük hasarlara yol açan depremlerinden bir tanesi olarak biliniyor.

Aynı yıl içinde Varto’da 2 ayrı sarsıntı oldu. İlki 7 Mart’ta 14 kişinin ölümüyle ve 75 kişinin yaralanmasıyla, ikincisi ise 19 Ağustos’ta 2 bin 394 kişinin ölümü ve 1500’e yakın kişinin yaralanmasıyla sonuçlandı.

Daha sonra 1967’de 7,2 büyüklüğünde Mudurnu, 1970’te de 7,2 büyüklüğünde Gediz depremleri oldu.

Muradiye Depremi

Van’ın Muradiye ilçesinde 24 Kasım 1976’da 7,5 büyüklüğündeki depremde, enkaz altında hayatını kaybedenlerin yanı sıra sıfırın altında 17 dereceyi bulan soğuk hava nedeniyle donarak ölümler de gerçekleşti.

Bölgenin 1939’daki Erzincan Depremi’nden sonra yaşadığı en şiddetli deprem olarak bilinen “Muradiye Depremi”nde 3 bin 840 kişi yaşamını yitirdi, yaklaşık 500 kişi yaralandı ve 10 bin bina hasar gördü.

45 saniye süren “Gölcük Depremi”

Kocaeli Gölcük’te 17 Ağustos 1999’da 7,4 şiddetinde meydana gelen depremde büyük çapta can ve mal kaybı yaşandı.

Yaklaşık 45 saniye süren ve Türkiye’nin deprem geçmişinde “en uzun deprem” olarak bilinen Gölcük Depremi, tüm Marmara Bölgesi’nin yanı sıra Ankara’dan İzmir’e kadar geniş bir alanda hissedildi.

Yıkıcı sarsıntıda Kocaeli, Gölcük, Düzce, Sakarya, İstanbul ve Yalova’da büyük can ve mal kaybı yaşandı.

Resmi olarak 17 bin 118 kişinin öldüğü, 25 bine yakın kişinin de yaralandığı açıklandı. Depremden en çok etkilenen Kocaeli’de 9 bin 477 kişi yaşamını yitirdi, 9 bin 881 kişi de yaralandı.

7,2 büyüklüğündeki “Düzce Depremi”

Düzce’de 12 Kasım 1999’da 7,2 büyüklüğündeki deprem 30 saniye sürdü. Birçok ilde etkili olan deprem, Ukrayna’dan bile hissedildi. Söz konusu depremde 894 kişi hayatını kaybetti, 2 bin 679 kişi yaralandı ve binlerce kişi evsiz kaldı.

Düzce Afet ve Acil Durum Müdürlüğü verilerine göre, 1999’daki depremlerde Düzce genelinde 16 bin 666 konut, 3 bin 837 iş yeri ağır hasar gördü, 10 bin 968 konut ile 2 bin 573 iş yerinde orta hasar, 13 bin 70 konut ve 1606 iş yerinde ise az hasar tespit edildi.

25 saniye süren “Van Depremi”

Van’ın Tabanlı ilçesi merkezli 23 Ekim 2011’de 7,2 büyüklüğündeki deprem 25 saniye sürdü ve 601 kişi öldü. Kurtarma çalışmalarına yurt içinden 140 ekip, 4 bin 418 kişiyle katıldı. Dünyadan 10 ülke de 12 ekiple çalışmalara destek verdi.

Van, 9 Kasım 2011’de saat 21.23’te büyük bir depremle daha sarsıldı. Merkez üssü Edremit ilçesi olan 5,6 büyüklüğündeki depremde 2’si otel olmak üzere 25 bina yıkıldı.

Sonuç itibarıyla Türkiye’nin bulunduğu coğrafya, 1500’lü yıllardan itibaren çeşitli zamanlarda 7 ve üstü büyüklüğünde 23 depremle sarsıldı.

Son yıllardaki korkutan depremler

Öte yandan, büyüklüğü 7’nin altında ancak etkisi şiddetli olan depremler de meydana geldi. Ege Denizi’nde Bodrum ve Kos açıklarında 21 Temmuz 2017’de 6,6 büyüklüğünde deprem oldu. Aynı gün 200’e yakın artçı sarsıntı yaşanırken, Bodrum ve diğer tatil merkezlerinde binlerce kişi sabaha kadar uyuyamadı ve geceyi sokakta geçirdi.

Gümbet çevresinde çok sayıda tekne alabora olurken, sokakları basan sular araçları da sürükledi.

20 Şubat 2019’da Marmara Bölgesi genelinde hissedilen, merkez üssü Çanakkale’nin Ayvacık ilçesi olan 5 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Bu deprem İstanbul, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Edirne ve çevre illerde de hissedildi.

Farklı köylerde yaklaşık 10 evde küçük çapta hasara neden olan sarsıntının ardından bölgede büyüklükleri 1 ile 3,6 arasında 46 artçı sarsıntı meydana geldi.

Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. Özener: Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki maalesef deprem tehlikesi altındayız

İstanbul

Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü yerleşkesinde, 17 Ağustos depreminin 21. yıldönümü nedeniyle Türkiye’de deprem riskleri konusunda farkındalık yaratmak ve depreme karşı alınacak tedbirleri hatırlatmak amacıyla basın toplantısı düzenlendi.

Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener,  17 Ağustos 1999 depreminin yaşandığı dönemde tüm Türkiye’yi sadece 30 adet analog kayıt istasyonu ile takip ettiklerini, günümüzde ise 456 adet kayıt istasyonu ile izlediklerini söyledi. 

Yoğun olarak Marmara’nın takip edildiğini ve bu 456 istasyondan 258 tanesinin bu bölgede bulunduğunu dile getiren Özener, 21 sene önce depremlerin büyüklüğü ve lokasyonunu ancak 30 dakikada tespit edebildiklerini, bugün ise bu süreyi 30 saniyeye indirdiklerini dile getirdi.

Prof. Dr. Özener, enstitü olarak sadece Türkiye üzerindeki değil, yakın bölgelerdeki depremlerin lokasyonlarını ve büyüklüklerini de paylaştıklarını belirterek, “Bunlar içinde sadece kendi istasyonlarımızdan değil öncelikle yakın bölgedeki komşu ülkelerle veri değiş tokuşu ile oralarda ölçülen değerleri alarak anlık olarak biz de değerlendiriyoruz. 1100 tane istasyonun verilerini anlık olarak farklı ülkelerden alıp değerlendiriyoruz.” diye konuştu.

1900 yılından bugüne kadar Türkiye ve yakın çevresinde 4 şiddeti üzerinde 10 bin 965 adet deprem yaşandığını kaydeden Özener, bu istatistiğin yılda 100 tane 4’ün üzerinde deprem meydana geldiğini gösterdiğini söyledi.

Özener, her gün 3 ila 3.9 büyüklüğü arasında bir depremin bu coğrafyada yaşandığını belirterek, “10 günde bir 4 ila 4.9, ortalama 50 günde bir 5 ila 5.9, ortalama 18 ayda bir 6 ila 6.9, ortalama 6.5 yılda bir de 7’nin üzerinde deprem yaşıyoruz. Dolayısıyla bu coğrafya sakin bir coğrafya değil. Sismik olarak da sakin bir coğrafya değil. Dolayısıyla biz bu depremleri yaşadık ve yaşayacağız. Bu nedenle ‘ne zaman olacak, ne büyüklükte olacak?’ sorusu çok anlamlı olmuyor.” ifadelerini kullandı.

“Afetlerin önüne geçemeyiz, ama etkilerini azaltabiliriz”

Bugün çok yoğun olarak gözlem istasyonunun bulunduğu Marmara Denizi’nde 0.2 büyüklüğündeki depremleri de kayıt altına alabildikleri bilgisini paylaşan Prof. Dr. Özener, geçen sene 17 Ağustos’tan bu yana geçen bir yıllık sürede ise 25 bin tane deprem kaydettiklerini söyledi.

Özener, bu yıl Ocak ve Şubat aylarının deprem hareketliliği açısından yoğun geçirildiğini belirterek, “Sadece bir yıl içinde toplam 40 adet 5’in üstünde deprem kaydedildi bu coğrafyada. Manisa depremleri, Elazığ depreminin artçısı ve Marmara depremi. Bingöl Karlıova ve Van depremleri de bu 5’lik depremlere dahil.” diye konuştu.

Dünyada ise bu yılın başından itibaren 4’ten büyük 8 bin 548 adet deprem yaşandığını aktaran Özener, ülkemizde ise bu sayının 298 olduğunu, dünya üzerinde olan depremlerin yaklaşık yüzde 3’ünden fazlasının bu coğrafyada yaşandığını anlattı.

Prof. Dr. Özener, “Türkiye aslında deprem ülkesi. Bu coğrafyanın her karışı deprem olma, deprem riski taşımakta. En azından depremden etkilenme riski var. Bakın Anadolu’nun neredeyse tamamında irili ufaklı faylar var. Bu faylarda da enerji birikiyor. Bu faylarda potansiyel deprem riski taşıyor. Fakat her fayın deprem tekrarlama aralığı aynı değil.” dedi.

Deniz tabanına kurulan aletlerle Marmara’yı gözlemlediklerini anlatan Özener, gözlemlerken de deniz içine kurmuş oldukları aletlerle çok küçük deprem aktivitelerini de izleyebildiklerini söyledi.

Özener, depreme hazırlıklı olmak için yapılacak en önemli çalışmalardan bir tanesinin bilinçli olmak olduğunu vurgulayarak, “Afetlerin önüne geçemeyeyiz, engelleyemeyiz ama etkilerini azaltabiliriz. Nasıl biz bilimsel olarak çalışmalarımıza hız vererek beklenen depremlerle ilgili lokasyonunu, büyüklüğünü bulmaya yönelik çalışmalar yapıyorsak normal bir vatandaş da aslında kendi üstüne düşeni yapabilecek konumda.” şeklinde konuştu.

“Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki maalesef deprem tehlikesi altındayız”

Prof. Dr. Haluk Özener, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kuzey Anadolu fayı üzerinde 1992’de Erzincan depremi oldu. Oysaki 1939’da bir deprem olmuştu. Yine Kuzey Anadolu fayı üzerinde 1900’lü yıllarda depremler oldu ancak o fay durmuyor. Durduğu yerde durmuyor. Her sene 2 santimetre hareket ediyor. Bir enerji biriktiriyor. Dolayısıyla aradan 50-60 yıl geçtikten sonra, 70 yıl geçtikten sonra o bölgede tekrar deprem olma olasılığı var. Dolayısıyla spesifik bölge söylemek yerine şunu kabul edelim: Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki maalesef deprem tehlikesi altındayız. Böyle bir tehlike var. Biz ne yapabiliriz? Hazırlıklı olabiliriz. Başka yapacak bir şey yok. Bazı ülkeler çok şanslı. Depremle hiç ilgileri yok. Yani çok statik bir coğrafyada yaşıyorlar. Ama biz dinamik bir coğrafyada yaşıyoruz.”

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Ali Pınar da, büyük depremlerin genelde levha sınırları denilen Kuzey Anadolu Fayı, Doğu Anadolu fayı gibi büyük transform faylar üzerinde meydana geldiğini anlatarak, şunları söyledi:

“Bu bölgelerde çok sık ve çok büyük depremler görüyoruz. Yani 250-300 yılda bir hasar yapıcı, can kaybına neden olan depremler görüyoruz. Sık sık depremler olduğu için deprem tehlikesi açısından çok iyi tanımlanmış bölgeler onlar. Yani sizin oraya inşa edeceğiz binaların nasıl bir etki altında olacağı çok net ortada. O yüzden depreme dayanıklı bina yaptığınız sürece hiçbir sorun yok. O bölgede yaşayanlar çok şanslı sayılır. Bizim bu levha sınırlarından uzaklaştıkça, İç Anadolu’ya gittikçe sanki orada deprem olmaz gibi bir algı var. Aslında bu doğru değil. Çünkü bu gibi bölgelerde de büyük depremler olabilmektedir. Bu levha içi depremler aslında daha tehlikelidir. Çünkü o bölgelerde depremler çok nadir olduğu için deprem tehlikesi çok iyi bilinmediğinden dolayı gerekli tedbirler maalesef alınmış değil. O bölgelerde de hasar yapıcı depremler olabilir.”

Toplantıda, Bölgesel Deprem ve Tsunami İzleme-Değerlendirme Müdürü Dr. Doğan Kalafat da bir konuşma yaptı.

Call Now ButtonHemen Ara